Home my links Ask me anything Following Likes Archive Random RSS Mobile Tumblr
biri bakarken çalışamıyorum
şaka yapmıyorum; gerçekten sen bakarken çalışamıyorum. bak, hala bakıyor.. bakmasana arkadaşım!

bu şehrin en güzel zamanları..




siz de güneşi görebiliyor musunuz?

henry ford

“if i had asked people what they wanted, they would have said faster horses.”

12 mayıs pazartesi dünya foton kuşağı günü..

eski yazılarımı tararken bir de ne göreyim; önemli günler ve haftalar serisine başlamış ve öylece bırakmışım. hem de cürete bak ki bendeki, her hafta yeni bir önemli gün sloganıyla bu işe girişmişim. olacak şey değil. insan haddini bilmeli.

neyse efendim, aynı heyecanı tekrar canlandırıyoruz, bu pazartesiyi dünya foton kuşağı günü ilan ediyorum. önünüzde üç gününüz var. naapın edin, yetiştirin. artık slogan mı olur, kompozisyon mu, şiir mi yazarsınız, şarkı mı bestelersiniz, uçurtma mı yaparsınız bilemem ve anlam veremem ama yapın ve gönderin. buradan milyonlarla paylaşalım.

unutmayın, 12 mayıs pazartesi dünya foton kuşağı günü..

pazartesi çok mu yakın ki?

aman canım dedik bi kere..

kutlu olsun efem..

tro-lo-looo

bundan aylar evvel dışarı çıkarken evde sıkılmasın diye benle gelen trol‘ümü hatırlarsınız.

dün gece susamda denizle konuşurken hatırladım, bir seneden fazla olmuştu; kendisi malesef bir susam bar akşamından sonra ansızın sırra kadem basmışdı. bunca zaman bekledik, ses yok. artık kendisinden ümidi kestik.. lakin diyorum acaba benzer bi pembe saçlı bulabileceğim kaynak önerecek çıkar mı blogumu okuyan milyonlar arasından? ne de olsa yetmiş milyon beni izliyor.. hehe..

açıldı..

Pick Me! web sitesi yayında..

iki insan..

iki insandan biri kendini su gibi görse de, öteki için ışıktır aslında o..

poyrazköy..


gündüz vakti ne işim var orada bilmiyorum.. belki de dünyanın ilk ve tek fincanda ters duran türk kahvesini içmek üzere seçilmiş ve çağrılmış olabilirim.

türk kahvesini nasıl bilirsiniz? unutun onu siz.. burda türk kahvesi, üstte telve, ortada kahve, dibinde köpük olarak servis ediliyor. duruma uyanabilseydim henüz içmeden falıma bakardım ama artık çok geçti..

güneş altındaydım, gemiler giriyordu boğaza, belli ki beklentiydi yükleri, ve ağaçların altında bozulmamış laz şivesiyle 1 mayıs konusunda tartışan yaşlı balıkçılardı tek duyulan..

gece..

soğuktu ve ıssızdı gece.. caddelerde tek tük ve umutsuz taksiler, sinyal bile vermeyecek kadar umutsuzdular ve yağmur yağmalıydı bu gece.. sesler boğuktu çünkü ve ufalanıyordu her ses kendi yalnızlığında.. oysa bahara hazırdım ben ve güneşe ve gitmeye buralardan.. insan bu kadar soğuk bi havada ve yağmur yağması gereken bi havada ve hava o kadar soğukken nereye gidebilirdi ki..

düşünceler hızla geçerken aklımdan, ısıtmalı bu hareket; içimi olmasa da aklımı diyordum ama açıktı pencere ve soğuk, biraz da nemli bir hava giriyordu pencereden içeri.. ve sesler giriyordu, ve taksiler yanaşıyorlardı yolun kenarına sarı sarı, ve yollar boşalıyordu gittikçe.. yankılanması gerekiyordu seslerin, ama yankılanmıyordular..

derken sesler kesildi, müzik de sustu, evet müzik vardı, söylemedim di mi, müzik de aniden sustu ve birden pencereden içeri sen girdin.. peşinden de müziğin girdi ve hemen arkasından bir takım kelimeler, sanırım onlar da sana aitti.. ve ben yalnız olduğumu sanıyordum..

ve ben yalnız olduğumu sanıyordum..



ve aniden yazı bitti..

bu çıktı..




şimdi taksim meydanında arz-ı endam etmekte kendisi..

neredeyim ben?


kışın geldiğini kestanecilerin peydah olmasından anlayıp içini bir hüzün kaplayan ve yine aynı şekilde yazın geldiğini de mısırcılardan öğrenen ve coşan biri olarak sanırım yukardaki foto hislerime tercüman olmuştur. galiba bugünlerde kendimi bu yüzden bu kadar garip hissediyorum..

L’animateur


L’animateur - Vidéo

kim kim? ayol duyamadım..

yok artık..

Fat Convertible by Erwin Wurm